9 Temmuz 2012 Pazartesi

Korksam da içimdeki karanlıklara da bakmak istiyorum

Mulholland Çıkmazı'nın mavi anahtarı

Hiçbirimiz mükemmel değiliz. Bunu unutuyoruz çoğu zaman. Daha sık hatırlamalıyız. Kimsenin müthiş yolunda giden bir hayatı yok. Herkesin kendince dertleri, tasaları var. Çünkü insanız. Her şeyimiz tam olsa da hep eksiğiz. Herkesin hayatı berbat diye sevinelim veya avunalım demiyorum. Ama en azından bu hususta yalnız olmadığımızın farkında olmamız hepimize iyi gelebilir.
Filmlerde hep görürüz, karakterlerin başına bin bir türlü kötü şey gelse de hep bir çıkış yolu bulunur ve mutlu sona varılır. Ama gerçekte hiçbir mutlu anımızı dondurup, o anı mutlu son ilan edemiyoruz. Zaman akıyor, hayat devam ediyor. Tam, işte bu benim mutlu sonum olsun, derken yeni bir filmin içinde buluyoruz kendimizi. Yeni sıkıntıların.
Filmin başrol oyuncusu oluyoruz bizzat ama ne güzeliz ne de pür iyi. Kendimize itiraf edemediğimiz kadar çirkin ve kötüyüz aslında. Ama başrol oynamak kolay değil. Bunları yadsımayı gerektiriyor. -miş gibi yapıyor, oynuyoruz rolümüzü. Çevremizdekiler, yani seyircilerimiz, bizi nasıl görmek istiyorsa o role bürünüyoruz. Hayırlı evlat, çalışkan öğrenci, iyi dost... Oynamaya çalıştığımız rol o kadar kusursuz ki! Gerçek olmasına imkan yok! Ama o kadar iyi oynuyoruz ki seyircilerimiz artık bizi o rolde kabulleniyor. Ve biz gerçek kimliğimizi açık edemez hale geliyoruz. Bu durumda hep saklanmak zorunda kalıyoruz. Buna da şöhretin bedeli deniyor işte.

8 yorum:

Adsız dedi ki...

"isteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğimi fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiilerin daimi bir mesulünü bulmuştum: buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... içimizdeki şeytan yok... içimizdeki aciz var... tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç birşey: hakiklatleri görmekten kaçmak itiyadı var..."
içimizdeki şeytan- sabahattin ali

ayt dedi ki...

Ve kalabalıklar içinde neden yalnız kalındığının sebebi...

Aslı dedi ki...

Sevgili Adsız,
Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sını oldukça beğenmiştim, okunacaklar listesine İçimizdeki Şeytan'ı da eklemeliyim demek ki, teşekkürler... :)

Sevgili Ayt, artık yorum yapabiliyor olmana sevindim ;)

ErhaN dedi ki...

Aslı, sadece "Yiğit Özgür" karikatürü aratırken rast geldim sayfana.. Okudum, okudum derken bu yazına bayıldım. :)
Güzel bir yazı, harika bir gözlem. İzninle bu yazını paylaşmak isterim..

Aslı dedi ki...

Erhan, çok sevindim, bazen 'kimse yazılarımı okumuyooo :( ' diye düşünüp üzülüyorum-sanki zorundalarmış gibi. Daha çok karikatür mü koysam napsam :P Tabii ki paylaşabilirsin, paylaşmak güzeldir ;)

Adsız dedi ki...

Kendimizden bile saklanıyoruz zaman zaman.. olaylara öyle kaptırıyoruz ki kendimizi içimize bakmıyoruz.

Adsız dedi ki...

Aslıcann, az önce mulholland drive'ı izledim ve tabi ki hiç birşey anlamadım :) yazını okuyunca bir ışık çaktı ama yine de 2.kez izleyebilirim.

Yezgican

Aslı dedi ki...

Yezgican, ben de izledikten sonra bu ne yaa noldu ki yani şimdi demiştim. Sonra yorumları okuyunca çaktım olayı ve vuaaay dedim. Anlaşılması baya zor bi film ama anlamayı başardıktan sonra, bayaaa iyi film... :)