8 Mayıs 2011 Pazar

Acaib-ül Mahlukat

Sevgili Bulok (Bu hitap Sandıra olanına değil, hayali olanına),
İtiraf edeyim mi, aklımda yazacak hiçbir şey yok şu an (Açılışı iğrenç bi espriyle yapmamın nedeni de  bu olsa gerek). Yalnızca içimde bir şeyler yazmalıyım hissi var. Evet, bu bir nevi sorumluluk duymaktan kaynaklanan bir his. Boş kaldığım gün hemen su yüzüne çıkıyor bu duygu, yazmazsam kendimi suçlu hissediyorum. Son iki haftada aşırı derecede yoğundum. İlk hafta bir ton sınavım vardı. İkinci hafta da bitirme tezimi yazmakla uğraştım. Yani iki haftadır deliler gibi çalışmaktaydım. Artık neredeyse omurgasız bir canlıya dönüşmüştüm , o derece yani... Dün tezimi hocaya verdikten sonra sonunda derin bir nefes alabildim. Kendimi hemen dışarı attım. Ayt ile Sarıyer sahilinde buluştuk, denize nazır sevimli bir yerde güzel bir yemek yiyip muhabbet ettik. Bana çok iyi geldi bu, gerçekten ihtiyacım vardı böyle bir telaşsızlığa. Sonrasında –tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanı misali-yine döndüm sevgili kampüsüme. O akşam da stadyumda MFÖ konseri vardı. Yurda dönerken Beleştepe’den bir göz atayım konsere dedim. Oradan izledim biraz, 3 şarkı dinledim ve konser bitti zaten.























Yaa, konserleri Beleştepe’den izlemek çok ilginç. Stadyumdaki bilmemkaç kişi o kadar küçük gözüküyorlar ki oradan... Sanki insan değiller gibi. Birtakım küçücük dipdibe dizilmiş kıpırdayıp duran böcekler sanki. Sanki sen onların yanında bir devsin. Ve onlar çok önemsiz. Çünkü küçükler. Çünkü elini uzatsan ezeceksin onları sanki ve bu da hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Yani nasıl bir karıncayı ezdiğimizde hiçbir şey değişmiyor ya, pek bir şey hissetmiyoruz, fazla üzülmüyoruz, neticede bi karınca o! Minicik.. Onlardan milyonlarca var. Ve bizimkinin yanında hayatları çok değersiz. İşte Beleştepe’den bakınca stadyumdaki insanlar da aynen öyle gözüküyor. Bu durumda onları öldürme hakkını kendimizde görebilir miyiz? Öyle zevk için falan demiyorum tabii ki, bu durumun bana düşündürdüğü şey bilimsel deneyler ve ardından imha etme. Şöyle ki, bilim için bazı şeyleri mübah görüyoruz ya, mesela laboratuvarda deneyleri genelde bakteriler, mayalar, fareler üzerinde falan yapıyoruz. Ve bu canlıları deneysel amaçlı kullanma hakkını kendimizde görebiliyoruz, işimiz bitince de imha ediyoruz onları. Ama aynı şeyin insanlara yapılmasını korkunç buluyoruz, bunun etik değerlere uygun olmadığını söylüyoruz mesela. Ama aslında ne farkımız var ki onlardan? Onların da kendilerine ait bir yaşama hakları yok mu? İşte bence burada büyüklük kavramı önemli bir kıstas olarak karşımıza çıkıyor. Bakteriler mesela, üzerlerinde gönül rahatlığıyla deney yapılabilen canlılar. Çünkü görünmüyorlar bile, görmediğimiz bir şeyi öldürmekten dolayı suçluluk duymuyoruz biz de. Ama fare söz konusu olduğunda, durum biraz daha zorlaşır, deney yapan insanlar daha fazla etik çelişkilere gark olurlar. Çünkü elle tutulur, gözle görülür bir canlıyı kesip biçiyoruzdur bu kez. Ya da karıncalarla kıyaslayalım bir de. 20 tane karınca ölüsü görmek mi yoksa 20 tane fare ölüsü görmek mi daha çok üzer bizi? Yani biraz boyutla alakalı bir şey bu. Göz  görmeyince gönlün katlanması meselesi diyorum ben buna (mikroorganizmalar için böyle özellikle). Öte yandan boyut da çok göreceli bir kavram, tamamen nereden baktığımıza bağlı. Dedim ya, Beleştepe’den baktığımda stadyumdaki insanlar gayet küçük boyutlardaydı, neredeyse görünmezdiler. Bu durumda, bu bakış açısıyla onların yaşam haklarına müdahale etme hakkını kendimde görebilirdim gayet. Bu gerçekten çözümsüz bir konu benim için. Evet, bilimin ilerlemesi için deneyler şart. Ve ben de bakteriler, mayalar, sıçanlar gibi model organizmalar üzerinde deney yaptım ve yapacağım. Ama yine de içimde hep bir huzursuzluk olacak.
Dünyaya bakış açımız çok insan merkezli. Bense bu duruma hem hak veriyorum hem de eleştiriyorum. Bir yandan tabii ki yani insan farklıdır, en azından düşünme ve değiştirebilme kabiliyetleriyle ve duygularıyla üstündür diyorum. Öte yandan, nedir bu kendini beğenmişlik, alt tarafı biz de hayvanlar aleminin bir üyesiyiz, onlardan ayrıcalıklı değiliz diyorum (Yine çelişki, yine çelişki!..)
Ne acayip mahluklarız biz böyle!   

Selçuk Erdem'in karikatürü

Hiç yorum yok: