2 Ocak 2011 Pazar

Sürüne Sürüne Erkek Olmak

Pınar Selek'in son kitabı

Yine bir ev ziyareti ve yine bir blog yazısı… Nedense eve geldiğimde normalde olandan daha çok boş vaktim varmış hissiyatına kapılıyorum. Oysaki buraya geliş amacım final tatiline girmiş olmamız dolayısıyle ders çalışmak. Ama işte insan nasıl hissederse öyle davranıyor. Buradan ne kadar verimli bir hazırlık evresi geçireceğim de şimdiden ortaya çıktı sanırım. Hayııır, tembelliğin ruhumu ele geçirmesine izin vermemeliyim! Neyse… Yani ben de boş vaktim varken bir şeyler yazmalıyım artık dedim. Blogumun hayali olmasına, benim zorla okuttuğum birkaç arkadaşım dışında okuyanının olmadığını bilmeme rağmen hala niyeyse böyle bir sorumluluk hissediyorum.
Gelelim başlıktaki meseleye. Biz geçen hafta İTÜKA, yani İtü Kadının Atölyesi Kulübü, olarak bir etkinlik düzenledik. Sürüne Sürüne Erkek Olmak oyununu sergilemek üzre nü.kolektif grubunu İtü’ye davet ettik. Oyun, Pınar Selek’in aynı adlı kitabından oyunlaştırılmış. (Geçen yıl da Pınar Selek’i kitap söyleşisi için davet etmiştik). Kitapta 57 erkekle yapılan röpörtaj sonucu, onların askerlik deneyimleri bizzat kendi ağızlarından aktarılıyor. Pınar Selek de bu deneyimlerden yola çıkarak, askerliğin ‘erkekliği’ nasıl şekillendirdiğini, bir erkeğin ne gibi süreçlerden geçerek ‘erkek’ olduğunu anlatarak, erkek şiddetinin en önemli kaynaklarından birine işaret ediyor. nü.kolektif de bu çalışmayı çok güzel bir biçimde oyunlaştırmayı başarmış. Oyun şarkılı, müzikli bir askerlik komedisi. Oyuncuların performansı, vücut kullanımları da gerçekten etkileyiciydi. Oyunun ardından Pınar Selek’in dava süreciyle ilgili bir video gösterimi ve bir de söyleşi yapıldı. Etkinliğe 150 kişi katıldı. Bu bizim için oldukça iyi bir rakam zira teknik üniversiteli öğrenciler olarak sosyal konulara ne yazık ki pek ilgili değiliz. (Tabi mevzu Cem Yılmaz olduğunda işler değişebiliyor, insanlar sosyalleşebilmek için adeta birbirlerini ezebiliyor, 5’te başlayacak gösteri için 1’de kuyruğa girip, 4 saat boyunca kuyrukta bekleyebiliyor! Bu insanların vakitleri hiç mi değerli değil, gerçekten anlayamıyorum…) Bu yüzden yaptığımız pek çok etkinlikte kendimizle baş başa olduğumuz zamanlar olmuştu. Ama bu kez biz yine oldukça umutsuzken (sadece 15 bilet satılmışken), son anda bir seyirci akını oldu ve 150 gibi bir sayıya ulaşıldı. Daha da şaşırtıcı olanı, oyun ve video gösteriminden sonra ara vermemize rağmen, çoğu kişi gitmedi ve söyleşiye de kaldı! İtü’deki öğrenci profili değişiyor mu ne… (Hadi inşallah!)

nü.kolektif'in oyunundan bir kare

Şimdi ben bu askerlik meselesinin içinden çıkamıyorum. (Halbuki pek çok önemli sosyal konuyu şıp diye çözmüşlüğüm vardır. Yaparım bilirsiniz!) Askerlik şiddetin, öldürmenin, acımasızlığın öğretildiği bir yer. Ve ben şiddete karşı olduğumu söyleyebilirim. Ayrıca askerlikte mantığa ters, sırf eziyet olsun diye yaptırılan birçok şey var. Mesela-kitapta da geçiyordu-askere bir duvar ördürülüyor, bitince de, güzel, şimdi bunu yıkıp tekrar ör deniyor. Köpeğe, ağaca, taşa selam verdiriliyor (Takdir edersiniz ki, bu doğayı ve canlıları sevelim temalı bir eğitim değil, direkt bir aşağılama yöntemi). Dayaktan, sıra sopalarından bahsetmiyorum bile… Tüm bunları düşününce evet, askerlik diye bir şey olmasın, tümden ortadan kalksın diyorum. Ama diğer yandan düşününce de, o kadar tozpembe bir dünyada yaşamadığımız da bir gerçek. Hadi bakalım askerleri dağıtıyoruz, artık savaşmayan bir ülkeyiz dediğimiz anda da diğer ülkelerden bize bir asker akını (sevgilerini göstermek için gelmeyecekler tabi) olacaktır. Keşke tüm insanlar olarak aynı anda silahları bırakabilsek ve aramızdaki sınırları kaldırabilsek. Böylece sınırları koruma gibi bir kaygımız da olmazdı. Ama şu an bir ülkenin silahsızlanması, yalnızca silahlı olanların genişlemesine ve oradaki yerel halkın sömürülmesine yol açar. Bu nedenle tamamen askersizliği savunamıyorum. Ama şu anki askerlik anlayışının da çok yanlış olduğu bir gerçek.
Peki çözüm olarak neler yapılabilir diye düşündüğümde, ilk seçenek olarak, askerliğin süresinin kısaltılması, hem kadın hem de erkeklerin askerlik yapması ve bu süre boyunca da saçma sapan, gereksiz şeyler yaptırmak yerine, savunmaya, stratejilere yönelik bir eğitim verilmesi geliyor aklıma. Kadın ve erkekler eşit koşullarda ve savunma ağırlıklı bir eğitime tabi tutulabilirler. Ve tabi bunun süresi de iki ay falan gibi insanların hayatını alt üst etmeyecek bir süre olabilir. Yapılacak işler ve eğitimler de tüm bireylere eşit olarak bölüştürülebilir. (Şu anki askerlikte bir kişinin tüm askerlik hayatı patates soyarak veya garsonluk yaparak geçebiliyor. Bu kişiler acaba gerçek savaş durumunda karşı tarafla patates soyarak veya garsonluk yaparak mı çatışacaklar? Karşısındaki ona silah doğrulttuğunda, patates kabuklarını fırlatarak mı kendini savunacak veya ona, bir mermi daha almaz mıydınız mı diyecek?) Ayrıca ast-üst ilişkileri de yumuşatılarak arada daha insancıl bir diyalog geliştirilebilir. Bu demek değil ki disiplin olmasın. Disiplin demek anlayışsızlık, acımasızlık ve şiddet tabanlı cezalandırmaları kapsayan bir sistem değildir. Disiplin, düzeni sağlamak için, yapılan şeyin devamlılığının sağlanabilmesi için gerekli bir şeydir. Bunu tiyatro geçmişimden biliyorum. Bir zamanlar tiyatro kulübündeyken haftanın üç ya da dört günü çalışırdık-akşam altıdan on bire kadar falan. Ve çalışmalara kimsenin geç kalması istenmezdi. Çünkü geç kalanlar olduğunda, diğerleri başlamış oluyor ve geç katılanlar başlanan çalışmayı bir nevi baltalamış oluyor, diğerlerinin de dikkatini dağıtıp, enerjisini sömürüyor. Aynı şekilde çalışmaya katılmamak da grup olarak kabul ettiğimiz bir şey değildi, gelmeyenlerden hesap sorardık. Ki zaten kimse gelmemeyi istemezdi de çünkü bir çalışmayı bile kaçırmak çok şey kaçırmak demekti. Grup bir adım bile ilerlese siz geride kalmış olurdunuz. Eşitlenebilmek için hem sizin çok çaba harcamanız, hem de grubun sizi beklemesi gerekirdi ki bu da zaman ve enerji kaybı demekti. Yani, tiyatro çalışmalarımızda disiplin olurdu. Ama bu gelmeyenlerin süründürülmesi anlamına gelmiyordu. Diyeceğim o ki, disiplin için illa ki alt-üst sınıflandırmalarına ve bunlar arasında şiddetli bir çatışmaya gerek yok. Sıkı kurallar evet, gerekebilir, ama şiddet hiçbir zaman gerekli değildir. Şimdi böyle bir modelde kadınların da askere alınması söz konusu oluyor. Bazıları diyebilir ki, haydaaa biz erkekler de yapmasın askerlik derken sen kadınları da bulaştırıyorsun. Olabilir, haklıdırlar ama askerliğin olmaması gibi bir durumu şu anki şartlarda eledikten sonra eşitlikçi bir çözüm yapmak için elbette ki kadınların da dahil edilmesi gerekiyor bence. Ama kadınlara verilen görevler de yine cinsiyetçi iş bölümüne dayalı olarak paylaştırılan görevler olmamalı. (Yani patates soyma görevi tamamen onlara devredilmemeli!) Tüm her şeyi dönüşümlü olarak herkes yapmalı, öğrenmeli. Hem bu sayede erkekler de kadınlara atfedilen, kadınların kadın olmalarından dolayı sahip oldukları özel bir yeteneklerinin var olduğu kanısı nedeniyle onların üzerine yıkılan görevleri de, kadınlar orada oldukları halde kendileri yaptıklarında belki bunun X kromozomu üzerinden genetik olarak taşınan ve yalnızca kadınlarda bulunan bir özellikten ötürü olmadığını anlayabilirler. (Şu anda da askerde kadınlara atfedilen görevleri erkekler yapıyor ama eminim bunu orada kadınlar olmadığı için yaptıklarını düşünüyorlardır. Kadınlar varken ortak bir paylaşımla her tür işin ortak yapılması çok daha uyandırıcı bir etki yaratabilir-hem erkekler hem de kadınlar üzerinde. Çünkü her ne kadar toplumsal cinsiyet konusunda kadınlar erkeklere göre, baskı odağı olmalarından kaynaklı daha yüksek bir farkındalığa sahip olsalar da, yine de bunu doğal nedenlerle ortaya çıkan bir durum olarak görüp kabullenen kadınlar da mevcut).


Diğer bir seçenek olarak, askerliğin meslekleştirilmesi düşünülebilir. Bu durumda, herkes için zorunluluk ortadan kalkmış olur ve yalnızca isteyenler asker olur. Yani polis teşkilatında olduğu gibi. Ama tabi bu forma şu anki kuralların ve yöntemlerin korunarak geçmesi yine bir sorun yaratır, yalnızca, tüm erkekler yerine bir grup insanın şiddete maruz kalması ve şiddeti öğrenmesi söz konusu olur, sorun çözülmüş olmaz, kişi sayısı azaltılmış olur. O nedenle askerliğin meslekleştirilmesi sırasında da daha önce bahsettiğim, ve benzeri iyileştirmeler yapılmalı. Ama eğer askerliğin amacının herhangi bir tehditte ülke insanları olarak tümden direnebilmek olduğunu düşünürsek, askerliğin meslekleştirilmesi bu açıdan iyi bir çözüm olmaz. Bu yüzden ilk seçenek daha akla yatkın görünüyor bana.
Şimdi ben böyle atıp tutuyorum burada, yok efendim şöyle olsun böyle olsun diye ama bireysel olarak kendimi bu işin içinde düşündüğümde yine de orada var olmayı istemiyorum. Çünkü ne kadar iyileştirmeler yapılırsa yapılsın, içerisinde illa ki bir şiddeti taşıması kaçınılmazmış gibi geliyor. Bu durumda yapılan iyileştirmeler yalnızca kötünün iyisi düzeyinde kalıyor. Kimseyi-ne kadar zor durumda kalırsam kalayım-öldüremezmişim gibi geliyor. Hatta biri beni öldürmeye çalışsa ve, ya onun beni öldüreceği ya da benim onu öldüreceğim gibi yalnızca iki olası durum söz konusu olsa, öldürmektense öldürülmeyi seçerim gibi geliyor. (Gibi geliyor diyorum çünkü o koşullar altında insan yalnızca ne olursa olsun hayatta kalabilmeyi düşünüyor, sonrasında yaşayacağı travmayı ve kendiyle yapa(maya)cağı hesaplaşmayı düşünemiyor da olabilir. Yani olay vuku bulmadan hiçbir şeyin kesinliği söz konusu değil. Umarım bu sorunun yanıtını kesin olarak öğrenmek zorunda kalmam hiçbir zaman!)
Sonuç olarak yine bir konuyu-Sokrates gibi-sorgulamış ama bir çözüme ulaşamamış oluyorum. Ve bu durumda, ‘Yok yok, benden adam olmaz’ diyerek yazıya cuk oturan cinsiyetçi bir atasözüyle yazımı sonlandırmak istiyorum.

2 yorum:

aksu dedi ki...

hem akilli hem eglenceli bu kalemi sanal aleme hapsetmek yerine soyle ele gelir, mis gibi kokan kagitlarda gorsek? mesela amargi dergi'de? ne dersiniz?
selamlar
aksu bora

Aslı dedi ki...

Teşekkür ederim Aksu hanım, beğendiğinize sevindim. Amargi'nin etkinliklerini olabildiğince takip etmeye çalışıyorum, Amargi Dergi için yazmaktan da büyük mutluluk duyarım. Ancak derginin nasıl bir formatı var, belirli bir konuda mı yazmam gerekiyor ve yapabilir miyim acaba gibi sorular aklımı kurcalıyor... Sisteminiz hakkında biraz bilgi alabilirsem elimden geleni yapmaya çalışırım.

Aslı Erdoğan